Altinkafes

tema ve ps calismalari
 
AnasayfaKapıTakvimSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Efendime Arzuhal

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
mehmet resat
supermod
supermod
avatar

Mesaj Sayısı : 1000
Yaş : 67
Kayıt tarihi : 06/03/12

MesajKonu: Efendime Arzuhal   Cuma Kas. 23 2012, 10:34

Efendime Arzuhal



Yaşar Kandemir hocamızın 1999 Nisan ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 158 Sayfa: 024)



Gönlümüzün aydınlığı efendim! Sensiz hiçbir şeyin tadı yok. Sensiz
boynumuz bükük, gönlümüz kırık. Sensiz her mü’min bir yetim, bir öksüz.
Şimdi bizi sadece güller avutuyor. Güle bakıp seni görüyor, gül
kokusunda seni duyuyoruz.

Seni ve sevgiyi yaratan, seni habîbullah kılan, seni bizim de
sevmemizi isteyen Rabbim, sevenlerin ayrılık derdini hafifletmek, onları
hasretin dayanılmaz girdabında çaresiz bırakmamak için salavât-ı
şerîfeyi bir can simidi gibi uzatıvermiş, “Ey mü’minler! Allah da,
melekler de Muhammed’e salavât getirir. Ona siz de salâtü selâm
getirin!” buyurmuş [Ahzâb sûresi (33), 56], böylece görünmez telgraf
telleriyle sana ulaşmayı kolaylaştırmıştır. Sana salavât-ı şerîfe
getirmenin hazzıyla bahtiyarız. Medine’ye doğru uçurduğumuz salavât
güvercinlerinin mübarek ravzana vardığını, şebeke-i Muhammediyye’nin
parmaklığına konduğunu, senin onları sıcacık göğüslerinden tutup
okşadığını görür gibi oluyoruz. Sana salâtü selâm getirdikçe taze can
buluyoruz.

Dünya Bizi Yendi

Sevgili efendim! Dünya bir gurbet, biz de garibiz. Bu yabancı diyarda
adım başı bir tuzağa takılıyoruz. Bizi bu yabancı ve yalancı diyara
gönderen Rabbimiz, seni bize rehber yaptı. Seni örnek almamızı istedi.
Sözünü tutmamızı, gösterdiğin yoldan gitmemizi emretti. Biz de yanlış
adım atmamak için hep seni hatırlıyor, şimdi o olsaydı ne yapardı, şu
olay karşısında nasıl davranırdı, Allah’ı nasıl zikreder, O’na nasıl
ibadet ederdi, insanlarla nasıl geçinirdi, nasıl yer içerdi, nasıl uyur
uyanırdı diye hep seni düşünüyor, senin gibi olmaya çalışıyoruz. Seni
canımızdan aziz biliyor, seni seveni seviyor, yolunca gidene muhabbet
besliyoruz.

Ey Peygamberler Sultanı! Biz sana ve senin yoluna kurban olmayı en
büyük şeref bildiğimiz halde nefis putunu kırmakta zorlanıyoruz. Sen
bize dünyanın tatlı, manzarasının hoş olduğunu, câzibesiyle bizi
aldatacağını hatırlatarak dünyadan sakının buyurdun (Müslim, Zikir 99).
Dünyaya gönül kaptırmanın tehlikesinden bahsettin (Buhârî, Zekât 47).
“Dünya değersizdir. Malı mülkü kıymetsizdir” dedin (Tirmizî, Zühd 14).
“Ümmetimin fitnesi maldır” diye bizi uyardın (Tirmizî, Zühd 26) ve bizim
mal ile imtihan edileceğimizi haber verdin. Gerçek hayatın âhiret
hayatı olduğunu söyledin (Buhârî, Rikak 1). Dünyada bir garip, bir yolcu
gibi olmamızı tavsiye buyurdun (Buhârî, Rikak 3). Bize yap dediğini
bizzat yaptın. Gün oldu, birkaç hurma bulup da karnını doyuramadın
(Müslim, Zühd 36), Medine’yi şereflendirdiğin günden vefat ettiğin âna
kadar üç gün arka arkaya buğday ekmeği bulamadın (Müslim, Zühd 20).
Dünya bizi mağlup etti, Yâ Resûlallah! Sırtımızı yere vurdu. Elimizi
kolumuzu bağladı. Dünya bir dev, biz cüce olduk.

Zulmün Zevâli

Ey Allah’ın Resûlü! En büyük dileğimiz dünyaya ve nefsimize direnmek.
Senin getirdiğin hidâyetle yeniden dirilmek. Müslümanca yaşamak,
müslüman kalmak. Şimdi dünya karşımıza değişik kılıklarda çıkıyor.
?Hayır, öyle değil böyle yaşayacaksın, onu değil bunu yapacaksın’ diye
dayatıyor. Bize insanca ve müslümanca yaşama hakkı tanımıyor. Sen,
getirdiğin yüce din ile zulmün defterini dürmüş, mazlumun incecik
boynunu zâlimin kanlı parmaklarından kurtarmıştın. On dört asır önce
insanlığı zulümden nasıl kurtardığını, haksızlığa nasıl son verdiğini
tasvir ederken merhum şâirimiz Mehmed Âkif:

Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı dirildi;
Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi!

demişti. Gerçekten de sen zulmü çökertmiş, çaresizlerin derdine
derman olmuştun. İnsana lâyık olduğu değeri kazandırmıştın. Şimdi zulüm
yeniden dirildi. Daha bir güçlenip nefesimizi kesti.

Zâlimler boğazımıza yapıştıkça teselliyi sende buluyoruz. Bir
zamanlar senin katlandığın zulümleri hatırlıyoruz. ?Sanki o, dünyaya
çile çekmek için gelmişti’ diyoruz. Yetimliğini, öksüzlüğünü,
çaresizliğini yaramıza merhem ediyoruz. Dünyanın bozuk düzeninden bıkıp
Nur dağına sığındığın, teselliyi yalnızlıkta aradığın günleri
yâdediyoruz. Nur dağından getirdiğin ışıktan korkan yarasaların sana hep
saldırdığını, seni hep tedirgin ettiğini, ama senin hiçbir zorluktan ve
sıkıntıdan yılmayıp sabırla ve ısrarla dosdoğru yürüdüğünü biliyoruz.
Akıl ve mantık dışı dayatmaların nefesimizi kestiği günlerde aczin ve
ümitsizliğin bataklığına düşmek üzereyken seni hatırlayıp kendimize
geliyoruz. Rabbimizin seni bize neden örnek gösterdiğini bir kere daha
anlıyoruz. Senin bize gerçekten rahmet olduğunu idrâk etmenin hazzıyla
göz yaşları döküyoruz.

Zilletten İzzete

Yâ Resûlallah! Biz insanlığı senden öğrendik. Getirdiğin din ile
zilletten izzete yükseldik; çukurdan zirveye çıktık. İslâmiyet’e
sarıldıkça dünyanın en aziz milleti olduk. Önünde diz çökülen, boyun
bükülen, el açılan, gel bizi de kurtar diye yalvarılan kudretli bir
devlet haline geldik. O haşmetli devirlerde biz de senin yaptığın gibi
zâlime engel olduk, mazlûma hakkını verdik. Ne var ki, dinimizin
güzelliklerinden uzaklaştıkça kuruduk, kavrulduk, ezildik, diz çöktük,
el açtık, bel büktük. Nice asil değerlerimizi kaybettik. O gün bugündür
sözümüz dinlenmiyor, bize değer verilmiyor. Şimdi yeniden uyanmak,
dirilmek, kendimize gelmek, zilletten izzete yükselmek ve müslümanca
yaşamak istiyoruz.

Ey kâinatın efendisi! Yavrularımızın mükemmel bir iman ve irfâna,
üstün bir ahlâk ve edebe sahip olmalarını istiyoruz. Müslümanca
yaşamalarını, senin izinde yürümelerini, yakıtı insanlar ve taşlar olan
cehennemden kurtulmalarını arzu ediyoruz. Yolumuzu kesenlerin,
çocuklarımızı câhil bırakanların insafa gelmelerini, bizi tanımalarını,
Allah rızâsını kazanmaktan başka bir şey istemediğimizi bilmelerini
diliyoruz. Rabbimizin onlara hidâyet, bize sabır ve başarı ihsân
etmesini niyâz ediyoruz.

Yâ Resûlallah! Yeniden kendimizi bulmayı, iyi bir kul, mükemmel bir
mü’min olmayı, sana lâyık bir ümmet haline gelmeyi çok istiyoruz.
Kur’ân-ı Kerîm’de bizden istendiği gibi namazlarımızı huşû içinde tam
olarak kılmayı, faydasız işlerden yüz çevirmeyi, Allah’a ve kullarına
karşı mâlî ve bedenî vazifelerimizi yerine getirmeyi, iffetimizi
korumayi, sadece bize helâl olana dokunmayı, haramdan uzaklaşmayı,
verdiğimiz sözleri tutmayı, emânete riâyet etmeyi ve böylece ebedî
kurtuluşa ermeyi diliyoruz [Mü'minûn sûresi (23), 1-11]. Şu günlerde
bize yaşama ümidi veren o diriltici sözlerinden biri gönlümüze su
serpiyor. “Bir zulme uğrayıp da sabreden kuluna Allah Teâlâ’nın izzet
vereceğini” müjdeliyorsun (Tirmizî, Zühd 17). Çok zulme uğradık,
küçümsendik, hor görüldük. Halbuki biz üstünlüğün Allah’a, Resûlullah’a
ve mü’minlere mahsus olduğunu [Münâfikûn (63), 8] biliyoruz. Sabreden
mazlumlar olmayı, onların hakettiği izzete kavuşmayı umuyor, senin
şefaatini niyâz ediyoruz, efendim!

Kaynak : Yaşar Kandemir

**
[Resimleri sadece adminler görebilir.]


[Resimleri sadece adminler görebilir.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.asiluydu.com
 
Efendime Arzuhal
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Altinkafes :: Biyografi :: Dinimiz-biografi-
Buraya geçin:  
forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Yetkinblog.com